| Bir zifaf
olayı: Muâyene odamın kapısı açıldı.
İçeriye, etrafına ürkek bakışlarla
giren ve bana doğru yaklaşan bu
delikanlı, kısa boylu, kravatsız,
esnaftan olması muhtemel. Rengi, asabî
insanlara has soluklukta. Yüzünde,
büyük ruhî bir sıkıntının
ıztırabları okunuyor. Selâm vererek
gösterilen sandalyeye oturdu; hayır
oturmadı, kendini âdeta bir et yığını
gibi bırakıverdi. İsim ve hüviyeti
müşâhede defterine kaydedildikten
sonra, şikâyeti sorulduğu zaman: -
Karım olacak kız, namuslu bir âilenin
kızı. Epey zamandır mahallemizdeler.
Her türlü hâlini inceledikten
sonra,evlendik. Nihâyet zifaf gecesi
geldi çattı. İşte felâket burada başlıyor
doktor bey! Bir de ne göreyim? Bekareti
yok. Sanki bu anda ânî bir yıldırım
çarpmışcasına deli gibi fırladım:
"Sen kız değilsin, sen bir
yalancısın! Söyle niçin bana bu oyunu
oynadın?" diye bağırmaya
başladım. Şuurumu kaybetmiştim. Onun
boğazına sarılmak, sımak sıkmak,
cansız yataktan atmak istiyordum. Ne
oldu bilmiyorum. Bizde âdet olduğu
üzere, zifaf kapısı arkasında
bekliyen yenge ve akrabalar bulunur.
Onlar odaya girip elimden kızı
kurtarmışlar. Kızı geceyarısı,
anasına teslim ederek kovdum. Sabahı
zor ettim. İşte felâketim bu!..
Büyük bir sükûnetle dinlediğim bu
gence, çok acıdım. Mutlaka kızı bana
getirmesini, belki de müjdeli bir haber
verebileceğimi söyledim. Söyledim ama,
o çok ümidsizdi. Ayrıldı, gitti.
İki saat geçmeden, sekiz kadın
geldi. İçlerinde orta yaşlısı da
var, ihtiyarı da. Bunlardan bir kısmı
oğlan tarafı, diğerleri kız. Muâyene
bekleme odasında, birbirine garez gibi
öyle haşin bakıyorlardı ki... İki
kişi ağlıyor; kız ve annesi. Genç
güvey heyecanlı ve asabî. Kız ve
erkek tarafından üçer kadını muâyene
odasına aldım. Kızı muâyene edince,
çocuk gibi seviniyordum. Bu mâsum
çehreli kız bâkire idi .Bekâreti
halka hâlinde idi.
İki tarafın şâhidlerini çağırıp
dedim ki: Kızlık zarı sizin
zannettiğiniz gibi, tam kapalı bir
perde hâlinde değildir. Bunun üzerined
âdet kanının akması için, Cenâb-ı
Hak tarafından açılmış, her şahsa göre
şekil değiştiren açıklıklar
vardır. Bütün insanlardaki bu çeşitler,
6-7 şekilde toplanabilir. İşte sizin
kızınızda da halka şekli vardır.
Ancak bu kız doğumda bu yırtılır. Ne
kadar haksız muâmele ettiğinizi
anladınız mı? Birbirlerini bir kaşık
suda boğacak kadar kinli olan bu
çehreler, değişivermişti; gözlerinin
içi gülüyordu. Biraz sonra, bekleme
salonunun kapısını açtım. Bu sahneyi
hayatımda hiç unutamıyacağım.
Muhteşem bir sahneydi bu... Olayı,
ortada bir kere daha izah ettim. Kız,
hıçkırıklar içersinde, koridorda
insanlardan kaçar gibi bir hâli olan,
zavallı bir annenin boynuna atılmış;
anne onu bütün şefkatiyle kolları
arasında sıkıyor: "Benim kızım,
yavrum, çok şükür Cenâb-ı Hakk'a.
Ben zâten başka bir ihtimâl vermemiştim.
Ben seni çok iyi biliyordum." Diğer
taraftan dâmadın annesi, oğlunun
boynuna atıldı; onlar da bir âlem.
Dâmadın elleri sıkılıyor, "Büyük
geçmiş olsun" deniliyor. Bu esnâda,
artık benim müdâhalem lâzımdı.
Dâmada: Artık herşeyi öğrendin
değil mi? Bu temiz kızla iftihar et,
kızdan af dile. Ben bunu işitmeliyim,
haydi dedim. Dâmad kıza koştu,
ellerine sarıldı ve gözleri yaşlı,
ondan af diledi. Kız onun boynuna
atıldı, barıştılar. Bir bayram
havası, bu tablonun azameti yanında hiç
kalırdı.
|