| İktidarsızlık:
Esas itibariyle, yaşı geçkin
olmayan erkeklerin "ereksiyon",
yani cinsî organın sertleşmesinde
zorluk çekmeleridir. Bunun bir şekli
de, ereksiyona geçme, ancak cinsî temasın
ortasında penisin
"yumuşama"sıdır. Bu
bozukluğun bazen penise kan iletimini düzenleyen
prostat bezinden kaynaklanan fizyolojik
bir temeli vardır. Ancak çoğunlukla
nedeni fizyolojik değil, psikolojiktir.
Bunun ölçüsü de, erkeğin, her
sağlıklı erkekte görülen "sabah
erken" ereksiyonunda bulunup
bulunmadığıdır. Yani sabahleyin
kalkdığında aletini sertleşmiş bulup
bulmadığıdır. Bulunabiliyorsa,
iktidarsızlığın nedeni fizyolojik
değil psikolojiktir. Başta kendine
itimadsızlık, suçluluk hissi, eşinden
bıkma gibi sebeblerle gelir, ancak çok
çeşitli etmenlerin yol açabileceği
iktidarsızlığın önemli bir kaynağı
da alkol ve sigaradır. Öte yandan, yaş
ilerledikçe, erkeklerin penislerini hem
dikelme açısı hem de ereksiyonda
bulunabilme süresi, penisi sertleştiren
damarların deformasyonu sonucu, azalır.
Erken boşalma aslında fizyolojik bir
bozukluk değildir ve birçok durumda,
erkek ile kadın arasındaki orgazm müddetinin
farkından kaynaklanan bir hususdur.
Erken boşalan erkek, umumiyetle çok
çabuk uyarılabilen ve çok hızlı bir
ereksiyona sahiptir. Aşırı heyecan
neticesi, daha soyunmaya bile fırsat
bulamadan boşalan erkekler görülmüştür.
Ancak, sahici bir bozukluk olmadığından,
eşlerinin de anlayış göstermesiyle
erken boşalan erkekler kendi kendilerini
terbiye edebilirler. Burada mühim olan,
aşırı uyarıcı durumlardan kaçınmak,
sakin olmaya çalışmak ve cinsî teması
mümkün olduğu kadar yavaş yavaş
hareketlerle gerçekleştirmektir.
Cinsî istekte tutukluk, penisin
sertleşmemesi veya sertleşmenin kısa sürmesi,
normal bir cinsî temas devam ederken
isteğin âniden kaybolması gibi
iktidarsızlık hallerinin çoğu,
psikolojik sebeplere dayanır. bunun
altında çoğunlukla başaramama korkusu
ve yanlış saplantılar yatar.
Sağlıklı ve kâfi bir cinsî terbiye
alınamayışından da kaynaklanan bu
korku, genç yaştaki erkeklerde geçici
iktidarsızlıklara meydan verebilir.
Nitekim sinirli, heyecanlı, hassas ve
evhamlı şahıslarda iktidarsızlık
çok görülür. Bu gibi erkekler bir
defa başarısız olduktan sonra,
korkuları ve heyecanları iyice artar.
Hattâ aşağılık kompleksine bile
kapılabilirler. Çünki her münasebette
hormonlar yeniden faaliyete geçirildiğinden,
evlilik hayatında belirli ve düzenli
aralıklarla devam ettiren cinsî hayat,
cinsî iktidarın da uzun ömürlü olmasını
sağlar.
Yeni evli erkek ilk gecenin
psikolojisiyle böyle bir problem yaşayabilir,
cinsî arzu duyduğu halde î arzu duyduğu
halde âleti sertleşmeyebilir. Bu husus
bir müddet de devam edebilir. Bunun
sebebi de psikolojiktir. Ayrıca büyü
ve nazarın da rolü olabilir. Bu durumda
bir doktora gidip ilaç almak faydalı
olur. Cinsî gücü arttırmaya dönük
ilâçların tesiri bir yere kadardır.
Ve bu gibi ilâçlar da rast gele kullanılmamalı,
mümkün mertebe tabiî ve fıtrî
tedbirlere müracaat edilmelidir.
İktidarsızlıklığın sebebleri
topluca şöyledir:
1- Uzun müddet, aşırı
derecede münasebette bulunmanın sebeb
olduğu fazla israf;
2- Sinir yollarını tahrib
eden ve vücudu eriten ba'zı
yıpratıcı hastalıklar;
3- İlmî ve fikri mes'eleler
üzerinde, fazla çalışma neticesinde hâsıl
olan yorgunluğa bağlı geçici ârıza;
4- Gebeliğe mâni olmak için,
ba'zı erkekler tarafından kullanılan
prezervatif. Çocuk olmasını istemiyen
eşlerin o esnada ya hamile kalırsa
endişesi de soğukluk meydana getirir.
Bunun için önceden eşler anlaşıp
tetbir alıp almıyacaklarına karar
vermelidirler.
5- Yaşlanmaktan dolayı ortaya
çıkan tabiî iktidarsızlık .
6- Çeşitli sebeblerle ortaya
çıkan şiddetli korku ve endişeler;
7- Fazla duygulanma ve
sinirlenmelere bağlı heyecan ve
asabiyet;
8-Tiksinmekten doğan nefret,
hissi veya aşırı sevgi ve şefkat hâlinde
beliren hürmet hissi..
İktidarsızlık sebebleri sâdece
bunlar değildir. Ruhî ve bedenî daha
başka sebebler de bahis konusudur. Meselâ
gıdasızlık, vücud yorgunluğu, alkollü
içkiler, sigara düşkünlüğü, keyif
verici ve uyuşturucu maddeler, ba'zı
tatsız hâtıralar, hattâ sihir de
iktidarsızlık sebebi olabilir. Kendine
mahsus tedâvisi vardır.
İktidarsızlık ârızaları
-ihtiyarlık hâriç- ekseriyetle
geçicidir ve hemen hemen hepsinin de
çâresi vardır. Doğru teşhis
konduktan sonra, yarı yarıya tedâvisi
sağlanmış demektir.
a) Bedenî tedâvi: Bedenî ârızalar
içindir. Kuvvetli gıda, muntazam uyku
ve istirahat, bir müddet cinsî yakınlıktan
uzak kalmak, temiz hava seyahatleri,
ılık su, deniz ve kaplıca
banyoları... Ayrıca cinsî arzuyu arttıran
kuvvet macunları ve faydalı ilâçlar
da vardır. Fakat ilâçlar son
çâredir; mecbur kalmadıkça başvurmamalı,
daha ziyâde tabiî maddelerle gıdalanmalıdır.
b) Ruhî tedâvi: Ruhî
hâdiselerden dolayı zuhûr eden
iktidarsızlığın tedâvisinde en iyi
hekim, yine o şahsın kendisi sayılır.
İktidarsız olduğuna iyice inanan,
hakikaten öyle oluverir. Böyle bir
kanâatten sıyrıldığı zaman da, bu
dertten kurtulabilir. Bir de adamın
anlayışlı hanımı, bu derdin devâsında
yardımcı olabilir.
c) İlaç ve besin takviyesi
Beslenme ve vitamin takviyesi yararlıdır.
B6 ile birlikte diğer B vitaminleri, A
vitamini, F vitamini, demir ihtiva eden
gıda ve ilâçlar, proteince zengin gıdalar
faydalıdır. Padişah macunu diye
bilinen gıda ve ilâçlar genel olarak
kalori bakımından zengin ve beslenme
yetersizliğinden doğan ciddî
problemleri bertaraf edebilecek vasıftadır.
Aynı şekilde bal, pekmez, helva gibi
besinler de faydalı olur.
Burada dikkat edilmesi gereken bazı
hususlar şunlardır:Beslenmeye ve
vitamin eksikliklerine dikkat
edilmelidir.Psikolojik faktörlerin
rolünü düşünerek, asabî gerginlik,
endişe ve korkulardan uzak
durulmalıdır. Aşırı ve ihtiraslı
çocuk isteğinin dahi geçici kısırlık
sebebi olabileceği bilinmelidir.
Bilhassa genç kızlar ve kadınlar
taş ve rutubetli zeminlerde çalışmamalı,
oturmamalı, ayaklar başta olmak üzere
vücutlarını soğuktan
korumalıdırlar.
Banyo, deniz, kaplıca sonrasında
ıslak dolaşmamalı, hemen
kurulanmalıdır.
Âdet zamanlarında denize, havuza,
kaplıcaya girmemeli, bugünlerde temizliğe
âzamî dikkat etmelidir. İçi su dolu
küvette banyo yapmamalıdır.
Yağmurlu, karlı ve soğuk havalarda
ayaklar sıcak tutulmalı, tercihen yün
çorap ve çizme giyilmelidir. Naylon
veya sentetik iç çamaşırlarından
sakınmalı, yünlü ve sıcak tutan iç
giyimler tercih edilmelidir. Âdet
günlerinde kullanılan bez, pamuk ve
petler sık sık değiştirilmelidir.
Muayyen günlerde aşırı yorucu
beden faaliyetlerinden kaçınmalı,
istirahat etmelidir.
Ba'zı kadınlar, cinsîyet hissi bakımından
soğuk olurlar, münasebetlerinden bir
zevk almazlar. Bu durum: Kadında üreme
uzuvlarının olgunlaşmaması, erkeğin,
cinsî temasda kabalık gösterip kadını
hırpalaması, onun cinsî hayatta devamlı
tatmînsiz bırakılması... gibi çeşitli
sebeblerden ileri gelebilir. Bilhassa
erkeğin zevcesine karşı samimî sevgi
ve alâkasının, bu menfî soğukluğu
gidermekte mühim te'sîri vardır.
Bir iktidarsızlık olayı: Bir
genç endişeli ve kederli hâlet-i
ruhiye içinde sordu:
- Doktor bey, hiç ümit yok mu? Eski
kudretimi tekrar elde etmek için bir
çâre bulunamaz mı?
Bana cinsî iktidarını kaybettiğini
söyleyerek mürâcaat eden erkek, sağlam
yapılı, atletik vücutlu, 35 yaşında
entellektüel gençti. Evleneli 2 yıl
olmuş, ilk yıl, hiçbir iktidarsızlık
alâmeti görülmemiş.
- Altı aydanberi kendimi iktidarsız
hissetmeye başladım. Bütün tenbihlere
rağmen, hafif derecede bir uyanmayı müteakip
hemen inzâl oluyorum. Bu hâl, karımın
âsabını bozduğu gibi, beni de son
derece üzüyor. Geceleri uyuyamıyorum!
Gündüzleri istekle işime devam
edemiyorum. Bütün hayat neş'emi
kaybettim. Bu yüzden bozulan sinirlerim
beni perişan ediyor. Cinsi temas
hususundaki cesaretim o kadar kırıldı
ki, karımla yüz yüze gelmekten
çekiniyorum. Bir yatakta yatmaktan
korkuyorum. Mürâcaat ettiğim
doktorlar, ba'zı iğneler verdiler.
Onları yaptırdım. Ağızdan daha
birtakım ilâçlar aldım. Hiçbiri
fayda vermedi.
Hasta, esaslı bir muâyeneye tâbi
tutuldu. Uzvî bir bozukluk bulunamadı.
- İktidarsızlığa sebeb olan
organik sebeblerden hiçbiri sizde mevcut
değil. Hiçbir uzvî kusur müşâhede
edilmediğine göre, bu iktidarsızlığın
sebebi ruhîdir.
Hastamızla böyle konuşurken, çocuğu
olup olmadığını sordum. Benim bu suâlim
cevapsız kaldı. Aynı suali tekrar
ettiğim zaman, uzuncu bir sükûttan
sonra tereddütle, olmadığını söyledi.
Bu sükût ve tereddüt beni düşündürdü.
Niçin olmadı suâlimi de cevapsız
kalınca, mühim bir nokta üzerinde
bulunduğumu anladım.
- Siz mi çocuk yapmak istemediniz,
yoksa istediniz de olmadı mı?
- Bunun hastalığımla bir irtibatı
yok, diyerek sözümü başka mecraya dökmek
istedi.
Bence bu sükût, tereddüt ve bahsi
değiştirmek isteği, mühim bir ipucu
olabilirdi. Bunun için hastayı
incitmeden zorladım. Şöyle anlattı:
- Evliliğimizi takibeden bir buçuk
sene zarfında, çocuk yapmamak için ilişkilerde
tedbir aldık. Evliliğimizin bu ilk
senelerinde çocuk yapmak istemiyordum.
Bu müdet içinde her ikimiz de tam bir
tatmîn duyuyorduk. Bir akşam bir
dostumuz bize ziyârete geldi. Bunların
sevimli bir çocukları vardı. Her
ikimiz de çocukla alâkadar olduk.
Bilhassa karım, ona kaşı aşırı
derecede bir sevgi gösterdi. Misafirimiz
gittikten sonra, "Bizim de bir çocuğumuz
olsa, ne kadar iyi olur. Artık bir
çocuk yapmak zamanımız geldi"
dedi. O gece ilk defa olarak kendimde bir
acz hissettim. Bütün arzuma rağmen,
zorla cinsî teması te'mîn edebildim.
Müteakip gecelerde, bâriz bir iktidarsızlık
içine girdim. Bu hâl, son derece asâbımı
bozdu. Ve işte artık mahvolmuş bir
insanım.
Bu iktidarsızlığın, karısının
çocuk yapma arzusunun şiddetle tezahür
ettiği gece birdenbire başlamış
olması, üzerinde durulacak önemli bir
nokta idi.
- Anlattığınıza göre, karınızın
çocuk yapma isteği sizde mühim bir
ruhî sarsıntı yaparak bir
iktidarsızlık tevlîd etmiş. Acaba
hayatınızda sizi çocuktan nefret
ettiren bir sebeb mi var?
- Hayır, bilâkis çocukları çok
severim. Ve benim de bir çocuğum
olmasını çok isterim.
- O halde neden karınızın bu
isteği, sizde böyle bir iktidarsızlık
şeklinde tecelli etmiştir?
Hastamız yine bir sükût vakfesi
geçirdi. Sözüme devam ettim:
- Bu hususta ne düşünüyorsunuz?
Gözleri, uzaklardaki bir noktaya takılmış
olarak, yine uzunca bir sükûtten sonra
konuştu:
- Ben evlenmeden on sene önce, belsoğukluğu
hastalığına yakalanmıştım. Hemen
tedâvi ettirdim. Tedâvi bittikten sonra
doktor, benim çocuğumun olmayacağını
söyledi. Bu söz, bende büyük bir
te'sîr yaptı. Başka bir doktora
gittim. Bu da muâyene yaptıktan sonra,
meninin içindeki hayvancıkların büyük
bir kısmının cansız olduğunu ve
çocuk yapma kabiliyetimin, hemen hemen
kaybolduğunu söyledi. Bu teşhîs beni
son derece üzdüyse de, bir müddet
sonra buna alıştım. Gençtim. Belki
bir gün menimin çocuk yapma
kabiliyetini kazanabileceğini düşünerek,
bu olayı unuttum. Başka bir kusurum
yoktu. İktidarım yerindeydi. Fakat
kısırlık kusuru dolayısıyla, emsâlim
arasında daha dün bir mevkide bulunduğum
düşüncesi, zaman zaman beni rahatsız
ediyordu. Kendimi küçük ve âciz
görmeye başladım. Bu his, evlenmek
hususunda beni dâima tereddüte sevk
ediyordu. Evlenmeye cesâret edemiyordum.
Şimdiki karımla evlendim. Evlendikten
sonra, bir müddet çocuk yapmamak için
karımı ikna ettim. O da uygun buldu. Lâkin
bir gün, biraz önce anlattığım olay
vuku buldu. Ve beni bugün gördüğünüz
perişan duruma sürükledi.
Mes'ele anlaşılmıştı. Hastaya bir
meni muâyenesi yapılması lüzumu
bildirilerek, selâhiyetli bir arkadaşla
birlikte misroskopik muâyene yapıldı.
Mikroskop altında spermlerin canlı ve
hareketli şekilleri görülüyordu.
Hastaya da bu hareketli mahlûklar
gösterildi. Bunun, hiçbir zaman kısır
bir insanda mevcud olamayacağı söylendiği
zaman yüzünde büyük bir sevinç
ifâdesi belirdi.
- Gözlerinizle gördünüz ki sizde
canlı spermler mevcud. Önceki muâyene
belki acele ile yapıldığından, bu
hareketli şekiller görülmemiştir. O
zaman çocuğunuz olmayacağı düşüncesi,
ruhunuzda bir sarsıntı yapmış ve bu,
zamanla şuur altınızda baskıya
uğrayarak, siz de bir kompleks
(aşağılık duygusu) oluşturmuş.
Diğer erkekler gibi olmadığınız,
kusurlu olduğunuz fikri zihninizde sâbit
bir kanâat hâlinde yerleşmiş. Ve bu yüzden
evlenmeyi geciktirdiğiniz gibi,
karınızın çocuk yapma arzusunu
söndürmeye çalışmışsınız. Nihâyet
bu kompleks, o gece karınızın çocuk
yapma isteği karşısında, şuurunuza
bir cinsî iktidarsızlık hâlinde çıkmıştır.
İktidarsızlığa sebeb olan, böyle bir
şeyin sizde mevcud olmadığı
anlaşıldı. Siz iktidarsız bir erkek
değilsiniz.
Kendisine hiçbir ilâç tavsiye
etmedim. Hastayı tekrar gördüğümüzde,
iktidarsızlıktan eser kalmadığını,
büyük bir şükran hissiyle söyledi.
Doğum Kontrolü:
Doğum kontrolüne izin verecek olan
kadındır, nitekim kaynaklarda bir
kadın râzı olmadan bu yola gitmenin
dinen uygun olmadığı bildirilmektedir.
Burada ta'kib edilen yolların en
eskisi azl yani meniyi tam inzal anında
dışarı akıtmaktır. Bu, usul çoğu
zaman müsbet netice vermemektedir.
Birkaç damla meninin içeri gitmesi
hamilelik için yetebilir. Öte yandan bu
husus temas anında sıkıntı, stres
doğurmakta, tam manasıyla lezzet
almayı çoğu zaman engellemektedir.
Prezervatif kullanmak hem
kolay, hem ucuz ve hem de emin olup
kadına fazla eziyet vermeyen bir usuldür.
Ancak ilk zamanlar temas zevkini azaltıcı
tesiri vardır. Bu takdirde erkek oturup
kadını kucağına alarak temasda
bulunursa penis kadının organında daha
sıkı bir sürtünmeye maruz kalacağı
ve boşalma yukarıya doğru olacağı için
alınacak zevk de kadın altta erkek
üstte yatarak yapılan temasdakinden
daha fazla olacaktır. Burada kaliteli ve
ince olanlarının kullanılması tavsiye
edilir, böyle olmayanları hem kadın ve
erkekde tahriş, yanma ve allerjiye
sebebiyet verebilmekte, hem de temas
zevkini azaltmaktadır.
Bunun haricinde kalan doğum
kontrol hapı, spiral, fitil gibi
korunma metodları hem prezervatif kadar
avantajlı değildir, hem de kadına az
da olsu sıkıntı verir. Spiralin
haplara nazaran koruma oranı daha yüksektir.
Senelerce de kullanılabildiği için çoğu
kadın kimse bunu kullanmaktadır. Fakat
bazılarına bu zararlı olmaktadır.
Beden kabul etmemektedir. Böyle durumda
diğer metodrlar kullanılır. Ayrıca
lavaj denilen kadının temas sonrası
aletinin içini su ile yıkaması da
emniyetli olmadığı gibi soğuk
almakdan mütevellid bir takım
hastalıklara sebebiyet vermektedir.
Takvim metodu yani döllenmenin
olmadığı tarihleri tesbit edip bu
tarihlerde temasda bulunmak ise her zaman
müsbet netice vermemektedir, çünki çoğu
kadının âdet ve döllenme takvimi çoğu
zaman değişken bir hususiyet
taşımaktadır.
Çocuğunu emziren kadının da çoğu
zaman hâmile kalmadığı inancı halk
arasında hâkimdir, ancak buna itimad
etmemelidir, böyle kadınların da hâmile
kaldığı çok olmuştur.
Yeni evlilere yapılacak tavsiye ilk
başlarda doğum kontrolü yapmamalarıdır.
Aksi takdirde ileride çocuk olma
ihtimali düşmektedir. Başta doğum
kontrolü yapan çoğu çiftin çocuk
istediklerinde buna muvaffak olamadıkları
görülmüştür. Evliliğin ilk
zamanlarında çocuk sahibi olmak, hem
kadın için bir meşgale, hem de
çiftler arasında uyumu sağlayan bir
vesile teşkil etmektedir.
Ayrıca kadının turşu, yoğurt,
ayran gibi şeyleri çokça yemesi
rahimde çocuk teşekkülüne mâni
olabilmektedir.
Evlilik ve Cinsiyet:
Amerika Birleşik Devletleri'nde
halkın cinsî bilgiler bakımından en
çok aydınlanmış olduğu bu devirde,
boşanma nisbetinin görülmemiş bir
seviyeye yükselmiş olması çok garip
görünebilir. İlk bakışta, bunun tamâmen
aksi olması lâzım gelir gibi görülüyor.
Hemen dâima boşanmanın, cinsî anlaşmazlıktan
ileri geldiğine inanılmıştır. Fakat,
cinsî bakımdan mesud bir şekilde
anlaşmak için, halkın pek çok samimi
ve açık bilgiler edinmiş olduğu bu
devirde, boşanma nisbetinin birdenbire düşmüş
olması icâb etmez miydi? Bu sualin
cevabı şudur: Cinsiyetin evlilikteki
rolü, çok mübâlağa edilmiştir.
Bilhassa bekârlar tabii olarak evliliği
sadece cinsiyetten ibaret zannederler.
"Ölüler zanneder ki diriler hep
helva yiyor" sözü meşhurdur.
Halbuki evlendikden sonra da görüleceği
gibi yalnız başına cinsîyet, evliliği
meydana getirmez ve getiremeyecektir.
Sırf arkadaşlık için evlenen yaşlı
çiftler müstesnâ, eşler arasında
mes'ud cinsî münâsbetlerin yokluğunun,
evlilik hayatını başarısızlığa
veya huzursuzluğa mahkûm ettiği
doğrudur. Fakat cinsîyetin, aşkın
yerini alamayacağı da aynı derecede
doğrudur. Halbuki sevgi, evlilikte saâdetin
daha zarurî unsurudur. Son yıllarda, mütehassısların,
birleşme tekniği bahsine çok ehemmiyet
vermeleri, evli çiftleri, evlilikte
cinsî ihtisasın, bütün mes'eleleri
haledecek sihirli formül olduğu
kanaatine sevketmiştir.
Cinsî bakımdan soğuk zevceler,
beceriksiz kocalar, rûhî baskıların
ve tutuklukların tehlikeleri, lüzûmsuz
utangaçlık gibi şeylerin pek çok
bahsedildiği işitilmekdedir. İşitilen
herşey, evlilik saâdetinin yatak odasında
kazanıldığı veya kaybedildiği kanâatini
uyandırmakdadır.
Cinsiyete verilen bu mübâlağalı
önem, önceleri mâkul bir şekilde
mes'ud olan birçok çiftler arasında
soğukluk aşılamıştır. New York'un
seçkin kadın hastalıkları mütehassıslarından,
Dr.Abraham Stone şöyle der:
Bir kadının çok kuvvetli ve derin
bir heyecan duymaması, temasdan çok
zevk almadığına ve tatmin
olmadığına delâlet etmez. Gerçekten
ba'zı kadınlar, bir tanıdıktan
işitinceye veya bir kitaptan okuyuncaya
kadar, bir orgazm mes'elesinin
varlığından haberdar değildir. Fakat
bir kere bu mes'eleden haberdar olunca,
kendi temaslarından tam bir tatmîn elde
etmediklerine inandıkları için, telâş
ve üzüntüye kapılırlar. Aynı şey,
kocalar için de doğrudur. Kadınların
temaslar esnâsında nasıl kendilerinden
geçtiklerine dâir hayâlî veya
gerçek, fakat mübâlağalı veya
ballandırılmış yazılar okuyarak,
kendi karılarının heyecanlanış
tarzına karşı memnuniyetsizlik gösterirler.
Aldatıldıklarını hisseder ve
karılarının yeter derecede ihtiraslı
olmadığından şübhe ederler. İşte
bu şübhe ve kederle ba'zı kocalar,
karılarında bulamadıkları bu
ihtiraslılığı, başka kadınlarda
aramaya kalkışır.
Evlilikte cinsîyete verilen bu yeni
ehemmiyet, evli çiftleri aynı zamanda,
vasıf yerine mikdâr üzerinde durmak
hatasına sevketmiştir. Birçok kocalar,
karılarının cinsî arzularındaki
normal iniş ve çıkış devrelerine hiç
aldırmadan, her gece cinsî temasda
bulunmayı taleb ederek, onlara azâb
vermektedirler. Bu erkeklerin çoğu, içlerinden
gelen hakikî arzularla değil, fakat
sırf erkeklik kudretlerini isbat etme
gayesiyle, böyle sık sık talebde
bulunmaktadırlar.
Cinsî temas tekniklerini inkişaf
ettirmeye çalışan ve saâdetini ancak
bu yoldan koruyabileceklerine inanan ba'zı
çiftlerin, tatmîn edici ve saâdet
verici cinsî temasların, herşeyden
önce eşlerin ruhî münasebetlerine
dayandığını bilmemeleri de tuhaftır.
Meselâ kadın, hiç durmadan kocasına
dır-dır eder, sonra da onun neden
gittikçe iktidarsız kaldığına
şaşar. Erkek, akşamları eve geldiği
zaman geceyi gazete okumakla geçirir,
karısının suallerine mırıldanarak
cevap verir, sonra da onun yatakta
kendisine karşı soğuk davranmasını
acayib karşılar.
Hiç şübhe yok ki, cinsiyet
mes'eleleri hakkındaki batıdaki eski müteassıb
görüş zararlı ve hatalı idi. Fakat
birçok ıslahatlarda olduğu gibi, bu
sahada da bir uçdan öbür uca sıçranmıştır.
Bunun neticesi olarak, evlilikteki saâdeti
sâdece cinsiyette aramak yoluna gidilmiş,
bu yüzden de evliliğin asıl temeli ve
kaynağı olan aşk ve sevgi
unutulmuştur. Öbür taraftan,
evlilikteki "ideal" cinsî
hayatla, yaşanan gerçek cinsî hayatın
mukayesesi de, birçok çiftleri
memnuniyetsizlik ve tatminsizliğe
sevketmektedir.
Cinsiyet mes'elesi etrafında
koparılan bu gürültü, evlilik
mâcerasına yeni atılan birçok
gençlere de yanlış bir fikir
aşılamıştır. Bütün dikkatlerini,
kendilerine birbirine yaklaştıran ve
evliliklerini bütün fırtınalara
karşı koruyacak olan sevgiye,
aşklarının kuvvetlendirilmesine
hasredecek yerde, zamanlarının ve
enerjilerinin çoğunu, cinsîyet
mütehassısları olmak için
sarfetmektedirler. Kadın şuna
inanıyor: "Eğer cinsî
temaslarda ona iyi bir eş olursam, kocam
başka kadınlara bakmayacak."
Erkek ise şöyle düşünmektedir: "Eğer
karımı her zaman tatmîn edersem, ben
yanında olmadığım zaman kendisine güvenebilirim."
Bu düşüncelere ne tamamen doğru ne de
tamamen yanlış denilemez.
Yapılan araştırmalar, sadâkatsizliğin
başlıca sebebinin her halükârda
cinsî değil, ruhî tatminsizliğin de büyük
ehemmiyeti olduğu ortaya çıkmıştır.
Öyleyse, ızdırabın kökü buradadır.
İnanç zayıflığı varsa erkek
sevilmediğini veya takdir edilmediğini
hissettiği anda, başka bir kadın arama
arzusuna kapılır. Kadın için de aynı
şey doğrudur. Cinsî âmil, hemen
dâima ikinci derecede rol oynamaktadır.
Yalnızca cinsiyet yoluyla evlilikte
devamlı ve derin bir tatmîn bulma
gayreti, boşuna gidecektir. Cinsiyet
haftada bir veya iki, nihâyet üç
günümüzün yarım, nihâyet bir
saatini işgal edebilir. Fakat her hafta
uyanık geçirdiğimiz yüz oniki saatin
yüz onunu, daha sağlam bir evlilik
cevheriyle doldurmak mecburiyetindesiniz:
İş, proje, dostluk vs. gibi. İşte bu
sahadadır ki, izdivâclar saâdet
içinde gelişir veya sefâlet içinde dağılır.
Eğer günlük hayatınızda siz
kocanıza sevgi gösterir, kocanız da
size sevgi ile mukabele ederse, cinsî
temaslarınız da bu sevgiyi aksettirecek
ve zenginleşecektir. Şimdiye kadar
keşfedilmiş olan en iyi temas tekniği,
evlendiğiniz insana karşı sıcak,
derin bir sevgi ve bağlılık göstermektir.
Zinanın başlıca sebebi, ruhî
tatminsizliğin büyük önemi olduğu
ortaya çıkmıştır. Öyleyse,
ızdırabın kökü buradadır. İnanç
zayıflığı varsa erkek sevilmediğini
veya takdir edilmediğini hissettiği
anda, başka bir kadın arama arzusuna
kapılır. Kadın için de aynı şey
doğrudur. Cinsî âmil, hemen dâima
ikinci derecede rol oynar.
Eğer günlük hayatında karı koca
birbirine sevgi ile mukabele ederse, cinsî
ilişkiler de bu sevgiyi aksettirecek ve
zenginleşecektir. Şimdiye kadar
keşfedilmiş olan en iyi ilişki
tekniği, evlendiği insana karşı
sıcak, derin bir sevgi ve bağlılık göstermektir.
İlişki adabı: Her şehvetin
neticesi, kalbi kararttığı ve
bunalttığı hâlde, meşrû olarak yapılan
cimâ [ilişki], kalbde ferahlık, ruh ve
bedende sükûnet ve rahatlık temin
eder. Cimâdan asıl maksad, nesil
üretme gayesidir ve bundaki zevk de,
böyle bir maksada binâen lütf-i İlâhî
olarak verilmiştir. Âdâbına riâyet
ederek cimâda bulunan eşler, bununla ibâdet
sevâbı da kazanır. Nikâhlı olarak
yapılan ilişkiye "cimâ"
denir; nikâhsız olana "zinâ"
denir.
Kadının meşru mazeretsiz olarak
ilişkiyi kabul etmemesi büyük günahtır.
Peygamberimiz, devenin üzerinde bile
istese kadının hayır dememesini
bildirdi. Dinimize göre kadının
birinci vazifesi, daha doğrusu esas görevi
budur. Kadın bu görevi gereği gibi
yapmaz, erkek zinaya düşerse bu günaha
kadın da ortak olur. Bunun için kadın
bu görevi eksiksiz yapabilmek için
elinden gelen gayreti göstermesi lazımdır.
Bu maksatla kadının süslenmesi,
kendini cezip hale getirmesi sevaptır.
İtici değil çekici olması gerekir.
Kılık kıyafetine, temizliğine dikkat
etmesi, bunlara dikkat eden yabancı
kadınlara kocasının imrenmesine mani
olmalıdır.
İhtiyaç olduğunda, kadın hayz
halinde iken de diz ile göbek arası
dışındaki yerlerinden istifâde ederek
boşalmak câizdir. Bir kavle göre de,
vajinaya değdirmeden buralardan da
istifade edebilir. Bütün bunlardan
maksat, haram işlemeden şehvetin
giderilmesidir. Zinaya veya göz zinasına
sebep olacak kapıları kapatmaktır.
|