Kerizim


komedi
Komik Videooyunlar Oyun chatSohbet hazır mesaj Hazır Mesaj Kerizim.comAna Sayfa




Evlilik Bilgileri özel

İktidarsızlık: Esas itibariyle, yaşı geçkin olmayan erkeklerin "ereksiyon", yani cinsî organın sertleşmesinde zorluk çekmeleridir. Bunun bir şekli de, ereksiyona geçme, ancak cinsî temasın ortasında penisin "yumuşama"sıdır. Bu bozukluğun bazen penise kan iletimini düzenleyen prostat bezinden kaynaklanan fizyolojik bir temeli vardır. Ancak çoğunlukla nedeni fizyolojik değil, psikolojiktir. Bunun ölçüsü de, erkeğin, her sağlıklı erkekte görülen "sabah erken" ereksiyonunda bulunup bulunmadığıdır. Yani sabahleyin kalkdığında aletini sertleşmiş bulup bulmadığıdır. Bulunabiliyorsa, iktidarsızlığın nedeni fizyolojik değil psikolojiktir.

Başta kendine itimadsızlık, suçluluk hissi, eşinden bıkma gibi sebeblerle gelir, ancak çok çeşitli etmenlerin yol açabileceği iktidarsızlığın önemli bir kaynağı da alkol ve sigaradır. Öte yandan, yaş ilerledikçe, erkeklerin penislerini hem dikelme açısı hem de ereksiyonda bulunabilme süresi, penisi sertleştiren damarların deformasyonu sonucu, azalır.

Erken boşalma aslında fizyolojik bir bozukluk değildir ve birçok durumda, erkek ile kadın arasındaki orgazm müddetinin farkından kaynaklanan bir hususdur. Erken boşalan erkek, umumiyetle çok çabuk uyarılabilen ve çok hızlı bir ereksiyona sahiptir. Aşırı heyecan neticesi, daha soyunmaya bile fırsat bulamadan boşalan erkekler görülmüştür. Ancak, sahici bir bozukluk olmadığından, eşlerinin de anlayış göstermesiyle erken boşalan erkekler kendi kendilerini terbiye edebilirler. Burada mühim olan, aşırı uyarıcı durumlardan kaçınmak, sakin olmaya çalışmak ve cinsî teması mümkün olduğu kadar yavaş yavaş hareketlerle gerçekleştirmektir.

Cinsî istekte tutukluk, penisin sertleşmemesi veya sertleşmenin kısa sürmesi, normal bir cinsî temas devam ederken isteğin âniden kaybolması gibi iktidarsızlık hallerinin çoğu, psikolojik sebeplere dayanır. bunun altında çoğunlukla başaramama korkusu ve yanlış saplantılar yatar. Sağlıklı ve kâfi bir cinsî terbiye alınamayışından da kaynaklanan bu korku, genç yaştaki erkeklerde geçici iktidarsızlıklara meydan verebilir. Nitekim sinirli, heyecanlı, hassas ve evhamlı şahıslarda iktidarsızlık çok görülür. Bu gibi erkekler bir defa başarısız olduktan sonra, korkuları ve heyecanları iyice artar. Hattâ aşağılık kompleksine bile kapılabilirler. Çünki her münasebette hormonlar yeniden faaliyete geçirildiğinden, evlilik hayatında belirli ve düzenli aralıklarla devam ettiren cinsî hayat, cinsî iktidarın da uzun ömürlü olmasını sağlar.

Yeni evli erkek ilk gecenin psikolojisiyle böyle bir problem yaşayabilir, cinsî arzu duyduğu halde î arzu duyduğu halde âleti sertleşmeyebilir. Bu husus bir müddet de devam edebilir. Bunun sebebi de psikolojiktir. Ayrıca büyü ve nazarın da rolü olabilir. Bu durumda bir doktora gidip ilaç almak faydalı olur. Cinsî gücü arttırmaya dönük ilâçların tesiri bir yere kadardır. Ve bu gibi ilâçlar da rast gele kullanılmamalı, mümkün mertebe tabiî ve fıtrî tedbirlere müracaat edilmelidir.

İktidarsızlıklığın sebebleri topluca şöyledir:

1- Uzun müddet, aşırı derecede münasebette bulunmanın sebeb olduğu fazla israf;

2- Sinir yollarını tahrib eden ve vücudu eriten ba'zı yıpratıcı hastalıklar;

3- İlmî ve fikri mes'eleler üzerinde, fazla çalışma neticesinde hâsıl olan yorgunluğa bağlı geçici ârıza;

4- Gebeliğe mâni olmak için, ba'zı erkekler tarafından kullanılan prezervatif. Çocuk olmasını istemiyen eşlerin o esnada ya hamile kalırsa endişesi de soğukluk meydana getirir. Bunun için önceden eşler anlaşıp tetbir alıp almıyacaklarına karar vermelidirler.

5- Yaşlanmaktan dolayı ortaya çıkan tabiî iktidarsızlık .

6- Çeşitli sebeblerle ortaya çıkan şiddetli korku ve endişeler;

7- Fazla duygulanma ve sinirlenmelere bağlı heyecan ve asabiyet;

8-Tiksinmekten doğan nefret, hissi veya aşırı sevgi ve şefkat hâlinde beliren hürmet hissi..

İktidarsızlık sebebleri sâdece bunlar değildir. Ruhî ve bedenî daha başka sebebler de bahis konusudur. Meselâ gıdasızlık, vücud yorgunluğu, alkollü içkiler, sigara düşkünlüğü, keyif verici ve uyuşturucu maddeler, ba'zı tatsız hâtıralar, hattâ sihir de iktidarsızlık sebebi olabilir. Kendine mahsus tedâvisi vardır.

İktidarsızlık ârızaları -ihtiyarlık hâriç- ekseriyetle geçicidir ve hemen hemen hepsinin de çâresi vardır. Doğru teşhis konduktan sonra, yarı yarıya tedâvisi sağlanmış demektir.

a) Bedenî tedâvi: Bedenî ârızalar içindir. Kuvvetli gıda, muntazam uyku ve istirahat, bir müddet cinsî yakınlıktan uzak kalmak, temiz hava seyahatleri, ılık su, deniz ve kaplıca banyoları... Ayrıca cinsî arzuyu arttıran kuvvet macunları ve faydalı ilâçlar da vardır. Fakat ilâçlar son çâredir; mecbur kalmadıkça başvurmamalı, daha ziyâde tabiî maddelerle gıdalanmalıdır.

b) Ruhî tedâvi: Ruhî hâdiselerden dolayı zuhûr eden iktidarsızlığın tedâvisinde en iyi hekim, yine o şahsın kendisi sayılır. İktidarsız olduğuna iyice inanan, hakikaten öyle oluverir. Böyle bir kanâatten sıyrıldığı zaman da, bu dertten kurtulabilir. Bir de adamın anlayışlı hanımı, bu derdin devâsında yardımcı olabilir.

c) İlaç ve besin takviyesi Beslenme ve vitamin takviyesi yararlıdır. B6 ile birlikte diğer B vitaminleri, A vitamini, F vitamini, demir ihtiva eden gıda ve ilâçlar, proteince zengin gıdalar faydalıdır. Padişah macunu diye bilinen gıda ve ilâçlar genel olarak kalori bakımından zengin ve beslenme yetersizliğinden doğan ciddî problemleri bertaraf edebilecek vasıftadır. Aynı şekilde bal, pekmez, helva gibi besinler de faydalı olur.

Burada dikkat edilmesi gereken bazı hususlar şunlardır:Beslenmeye ve vitamin eksikliklerine dikkat edilmelidir.Psikolojik faktörlerin rolünü düşünerek, asabî gerginlik, endişe ve korkulardan uzak durulmalıdır. Aşırı ve ihtiraslı çocuk isteğinin dahi geçici kısırlık sebebi olabileceği bilinmelidir.

Bilhassa genç kızlar ve kadınlar taş ve rutubetli zeminlerde çalışmamalı, oturmamalı, ayaklar başta olmak üzere vücutlarını soğuktan korumalıdırlar.

Banyo, deniz, kaplıca sonrasında ıslak dolaşmamalı, hemen kurulanmalıdır.

Âdet zamanlarında denize, havuza, kaplıcaya girmemeli, bugünlerde temizliğe âzamî dikkat etmelidir. İçi su dolu küvette banyo yapmamalıdır.

Yağmurlu, karlı ve soğuk havalarda ayaklar sıcak tutulmalı, tercihen yün çorap ve çizme giyilmelidir. Naylon veya sentetik iç çamaşırlarından sakınmalı, yünlü ve sıcak tutan iç giyimler tercih edilmelidir. Âdet günlerinde kullanılan bez, pamuk ve petler sık sık değiştirilmelidir.

Muayyen günlerde aşırı yorucu beden faaliyetlerinden kaçınmalı, istirahat etmelidir.

Ba'zı kadınlar, cinsîyet hissi bakımından soğuk olurlar, münasebetlerinden bir zevk almazlar. Bu durum: Kadında üreme uzuvlarının olgunlaşmaması, erkeğin, cinsî temasda kabalık gösterip kadını hırpalaması, onun cinsî hayatta devamlı tatmînsiz bırakılması... gibi çeşitli sebeblerden ileri gelebilir. Bilhassa erkeğin zevcesine karşı samimî sevgi ve alâkasının, bu menfî soğukluğu gidermekte mühim te'sîri vardır.

Bir iktidarsızlık olayı: Bir genç endişeli ve kederli hâlet-i ruhiye içinde sordu:

- Doktor bey, hiç ümit yok mu? Eski kudretimi tekrar elde etmek için bir çâre bulunamaz mı?

Bana cinsî iktidarını kaybettiğini söyleyerek mürâcaat eden erkek, sağlam yapılı, atletik vücutlu, 35 yaşında entellektüel gençti. Evleneli 2 yıl olmuş, ilk yıl, hiçbir iktidarsızlık alâmeti görülmemiş.

- Altı aydanberi kendimi iktidarsız hissetmeye başladım. Bütün tenbihlere rağmen, hafif derecede bir uyanmayı müteakip hemen inzâl oluyorum. Bu hâl, karımın âsabını bozduğu gibi, beni de son derece üzüyor. Geceleri uyuyamıyorum! Gündüzleri istekle işime devam edemiyorum. Bütün hayat neş'emi kaybettim. Bu yüzden bozulan sinirlerim beni perişan ediyor. Cinsi temas hususundaki cesaretim o kadar kırıldı ki, karımla yüz yüze gelmekten çekiniyorum. Bir yatakta yatmaktan korkuyorum. Mürâcaat ettiğim doktorlar, ba'zı iğneler verdiler. Onları yaptırdım. Ağızdan daha birtakım ilâçlar aldım. Hiçbiri fayda vermedi.

Hasta, esaslı bir muâyeneye tâbi tutuldu. Uzvî bir bozukluk bulunamadı.

- İktidarsızlığa sebeb olan organik sebeblerden hiçbiri sizde mevcut değil. Hiçbir uzvî kusur müşâhede edilmediğine göre, bu iktidarsızlığın sebebi ruhîdir.

Hastamızla böyle konuşurken, çocuğu olup olmadığını sordum. Benim bu suâlim cevapsız kaldı. Aynı suali tekrar ettiğim zaman, uzuncu bir sükûttan sonra tereddütle, olmadığını söyledi. Bu sükût ve tereddüt beni düşündürdü. Niçin olmadı suâlimi de cevapsız kalınca, mühim bir nokta üzerinde bulunduğumu anladım.

- Siz mi çocuk yapmak istemediniz, yoksa istediniz de olmadı mı?

- Bunun hastalığımla bir irtibatı yok, diyerek sözümü başka mecraya dökmek istedi.

Bence bu sükût, tereddüt ve bahsi değiştirmek isteği, mühim bir ipucu olabilirdi. Bunun için hastayı incitmeden zorladım. Şöyle anlattı:

- Evliliğimizi takibeden bir buçuk sene zarfında, çocuk yapmamak için ilişkilerde tedbir aldık. Evliliğimizin bu ilk senelerinde çocuk yapmak istemiyordum. Bu müdet içinde her ikimiz de tam bir tatmîn duyuyorduk. Bir akşam bir dostumuz bize ziyârete geldi. Bunların sevimli bir çocukları vardı. Her ikimiz de çocukla alâkadar olduk. Bilhassa karım, ona kaşı aşırı derecede bir sevgi gösterdi. Misafirimiz gittikten sonra, "Bizim de bir çocuğumuz olsa, ne kadar iyi olur. Artık bir çocuk yapmak zamanımız geldi" dedi. O gece ilk defa olarak kendimde bir acz hissettim. Bütün arzuma rağmen, zorla cinsî teması te'mîn edebildim. Müteakip gecelerde, bâriz bir iktidarsızlık içine girdim. Bu hâl, son derece asâbımı bozdu. Ve işte artık mahvolmuş bir insanım.

Bu iktidarsızlığın, karısının çocuk yapma arzusunun şiddetle tezahür ettiği gece birdenbire başlamış olması, üzerinde durulacak önemli bir nokta idi.

- Anlattığınıza göre, karınızın çocuk yapma isteği sizde mühim bir ruhî sarsıntı yaparak bir iktidarsızlık tevlîd etmiş. Acaba hayatınızda sizi çocuktan nefret ettiren bir sebeb mi var?

- Hayır, bilâkis çocukları çok severim. Ve benim de bir çocuğum olmasını çok isterim.

- O halde neden karınızın bu isteği, sizde böyle bir iktidarsızlık şeklinde tecelli etmiştir?

Hastamız yine bir sükût vakfesi geçirdi. Sözüme devam ettim:

- Bu hususta ne düşünüyorsunuz?

Gözleri, uzaklardaki bir noktaya takılmış olarak, yine uzunca bir sükûtten sonra konuştu:

- Ben evlenmeden on sene önce, belsoğukluğu hastalığına yakalanmıştım. Hemen tedâvi ettirdim. Tedâvi bittikten sonra doktor, benim çocuğumun olmayacağını söyledi. Bu söz, bende büyük bir te'sîr yaptı. Başka bir doktora gittim. Bu da muâyene yaptıktan sonra, meninin içindeki hayvancıkların büyük bir kısmının cansız olduğunu ve çocuk yapma kabiliyetimin, hemen hemen kaybolduğunu söyledi. Bu teşhîs beni son derece üzdüyse de, bir müddet sonra buna alıştım. Gençtim. Belki bir gün menimin çocuk yapma kabiliyetini kazanabileceğini düşünerek, bu olayı unuttum. Başka bir kusurum yoktu. İktidarım yerindeydi. Fakat kısırlık kusuru dolayısıyla, emsâlim arasında daha dün bir mevkide bulunduğum düşüncesi, zaman zaman beni rahatsız ediyordu. Kendimi küçük ve âciz görmeye başladım. Bu his, evlenmek hususunda beni dâima tereddüte sevk ediyordu. Evlenmeye cesâret edemiyordum. Şimdiki karımla evlendim. Evlendikten sonra, bir müddet çocuk yapmamak için karımı ikna ettim. O da uygun buldu. Lâkin bir gün, biraz önce anlattığım olay vuku buldu. Ve beni bugün gördüğünüz perişan duruma sürükledi.

Mes'ele anlaşılmıştı. Hastaya bir meni muâyenesi yapılması lüzumu bildirilerek, selâhiyetli bir arkadaşla birlikte misroskopik muâyene yapıldı. Mikroskop altında spermlerin canlı ve hareketli şekilleri görülüyordu. Hastaya da bu hareketli mahlûklar gösterildi. Bunun, hiçbir zaman kısır bir insanda mevcud olamayacağı söylendiği zaman yüzünde büyük bir sevinç ifâdesi belirdi.

- Gözlerinizle gördünüz ki sizde canlı spermler mevcud. Önceki muâyene belki acele ile yapıldığından, bu hareketli şekiller görülmemiştir. O zaman çocuğunuz olmayacağı düşüncesi, ruhunuzda bir sarsıntı yapmış ve bu, zamanla şuur altınızda baskıya uğrayarak, siz de bir kompleks (aşağılık duygusu) oluşturmuş. Diğer erkekler gibi olmadığınız, kusurlu olduğunuz fikri zihninizde sâbit bir kanâat hâlinde yerleşmiş. Ve bu yüzden evlenmeyi geciktirdiğiniz gibi, karınızın çocuk yapma arzusunu söndürmeye çalışmışsınız. Nihâyet bu kompleks, o gece karınızın çocuk yapma isteği karşısında, şuurunuza bir cinsî iktidarsızlık hâlinde çıkmıştır. İktidarsızlığa sebeb olan, böyle bir şeyin sizde mevcud olmadığı anlaşıldı. Siz iktidarsız bir erkek değilsiniz.

Kendisine hiçbir ilâç tavsiye etmedim. Hastayı tekrar gördüğümüzde, iktidarsızlıktan eser kalmadığını, büyük bir şükran hissiyle söyledi.

Doğum Kontrolü:

Doğum kontrolüne izin verecek olan kadındır, nitekim kaynaklarda bir kadın râzı olmadan bu yola gitmenin dinen uygun olmadığı bildirilmektedir.

Burada ta'kib edilen yolların en eskisi azl yani meniyi tam inzal anında dışarı akıtmaktır. Bu, usul çoğu zaman müsbet netice vermemektedir. Birkaç damla meninin içeri gitmesi hamilelik için yetebilir. Öte yandan bu husus temas anında sıkıntı, stres doğurmakta, tam manasıyla lezzet almayı çoğu zaman engellemektedir.

Prezervatif kullanmak hem kolay, hem ucuz ve hem de emin olup kadına fazla eziyet vermeyen bir usuldür. Ancak ilk zamanlar temas zevkini azaltıcı tesiri vardır. Bu takdirde erkek oturup kadını kucağına alarak temasda bulunursa penis kadının organında daha sıkı bir sürtünmeye maruz kalacağı ve boşalma yukarıya doğru olacağı için alınacak zevk de kadın altta erkek üstte yatarak yapılan temasdakinden daha fazla olacaktır. Burada kaliteli ve ince olanlarının kullanılması tavsiye edilir, böyle olmayanları hem kadın ve erkekde tahriş, yanma ve allerjiye sebebiyet verebilmekte, hem de temas zevkini azaltmaktadır.

Bunun haricinde kalan doğum kontrol hapı, spiral, fitil gibi korunma metodları hem prezervatif kadar avantajlı değildir, hem de kadına az da olsu sıkıntı verir. Spiralin haplara nazaran koruma oranı daha yüksektir. Senelerce de kullanılabildiği için çoğu kadın kimse bunu kullanmaktadır. Fakat bazılarına bu zararlı olmaktadır. Beden kabul etmemektedir. Böyle durumda diğer metodrlar kullanılır. Ayrıca lavaj denilen kadının temas sonrası aletinin içini su ile yıkaması da emniyetli olmadığı gibi soğuk almakdan mütevellid bir takım hastalıklara sebebiyet vermektedir.

Takvim metodu yani döllenmenin olmadığı tarihleri tesbit edip bu tarihlerde temasda bulunmak ise her zaman müsbet netice vermemektedir, çünki çoğu kadının âdet ve döllenme takvimi çoğu zaman değişken bir hususiyet taşımaktadır.

Çocuğunu emziren kadının da çoğu zaman hâmile kalmadığı inancı halk arasında hâkimdir, ancak buna itimad etmemelidir, böyle kadınların da hâmile kaldığı çok olmuştur.

Yeni evlilere yapılacak tavsiye ilk başlarda doğum kontrolü yapmamalarıdır. Aksi takdirde ileride çocuk olma ihtimali düşmektedir. Başta doğum kontrolü yapan çoğu çiftin çocuk istediklerinde buna muvaffak olamadıkları görülmüştür. Evliliğin ilk zamanlarında çocuk sahibi olmak, hem kadın için bir meşgale, hem de çiftler arasında uyumu sağlayan bir vesile teşkil etmektedir.

Ayrıca kadının turşu, yoğurt, ayran gibi şeyleri çokça yemesi rahimde çocuk teşekkülüne mâni olabilmektedir.

Evlilik ve Cinsiyet:

Amerika Birleşik Devletleri'nde halkın cinsî bilgiler bakımından en çok aydınlanmış olduğu bu devirde, boşanma nisbetinin görülmemiş bir seviyeye yükselmiş olması çok garip görünebilir. İlk bakışta, bunun tamâmen aksi olması lâzım gelir gibi görülüyor. Hemen dâima boşanmanın, cinsî anlaşmazlıktan ileri geldiğine inanılmıştır. Fakat, cinsî bakımdan mesud bir şekilde anlaşmak için, halkın pek çok samimi ve açık bilgiler edinmiş olduğu bu devirde, boşanma nisbetinin birdenbire düşmüş olması icâb etmez miydi? Bu sualin cevabı şudur: Cinsiyetin evlilikteki rolü, çok mübâlağa edilmiştir. Bilhassa bekârlar tabii olarak evliliği sadece cinsiyetten ibaret zannederler. "Ölüler zanneder ki diriler hep helva yiyor" sözü meşhurdur. Halbuki evlendikden sonra da görüleceği gibi yalnız başına cinsîyet, evliliği meydana getirmez ve getiremeyecektir. Sırf arkadaşlık için evlenen yaşlı çiftler müstesnâ, eşler arasında mes'ud cinsî münâsbetlerin yokluğunun, evlilik hayatını başarısızlığa veya huzursuzluğa mahkûm ettiği doğrudur. Fakat cinsîyetin, aşkın yerini alamayacağı da aynı derecede doğrudur. Halbuki sevgi, evlilikte saâdetin daha zarurî unsurudur. Son yıllarda, mütehassısların, birleşme tekniği bahsine çok ehemmiyet vermeleri, evli çiftleri, evlilikte cinsî ihtisasın, bütün mes'eleleri haledecek sihirli formül olduğu kanaatine sevketmiştir.

Cinsî bakımdan soğuk zevceler, beceriksiz kocalar, rûhî baskıların ve tutuklukların tehlikeleri, lüzûmsuz utangaçlık gibi şeylerin pek çok bahsedildiği işitilmekdedir. İşitilen herşey, evlilik saâdetinin yatak odasında kazanıldığı veya kaybedildiği kanâatini uyandırmakdadır.

Cinsiyete verilen bu mübâlağalı önem, önceleri mâkul bir şekilde mes'ud olan birçok çiftler arasında soğukluk aşılamıştır. New York'un seçkin kadın hastalıkları mütehassıslarından, Dr.Abraham Stone şöyle der:

Bir kadının çok kuvvetli ve derin bir heyecan duymaması, temasdan çok zevk almadığına ve tatmin olmadığına delâlet etmez. Gerçekten ba'zı kadınlar, bir tanıdıktan işitinceye veya bir kitaptan okuyuncaya kadar, bir orgazm mes'elesinin varlığından haberdar değildir. Fakat bir kere bu mes'eleden haberdar olunca, kendi temaslarından tam bir tatmîn elde etmediklerine inandıkları için, telâş ve üzüntüye kapılırlar. Aynı şey, kocalar için de doğrudur. Kadınların temaslar esnâsında nasıl kendilerinden geçtiklerine dâir hayâlî veya gerçek, fakat mübâlağalı veya ballandırılmış yazılar okuyarak, kendi karılarının heyecanlanış tarzına karşı memnuniyetsizlik gösterirler. Aldatıldıklarını hisseder ve karılarının yeter derecede ihtiraslı olmadığından şübhe ederler. İşte bu şübhe ve kederle ba'zı kocalar, karılarında bulamadıkları bu ihtiraslılığı, başka kadınlarda aramaya kalkışır.

Evlilikte cinsîyete verilen bu yeni ehemmiyet, evli çiftleri aynı zamanda, vasıf yerine mikdâr üzerinde durmak hatasına sevketmiştir. Birçok kocalar, karılarının cinsî arzularındaki normal iniş ve çıkış devrelerine hiç aldırmadan, her gece cinsî temasda bulunmayı taleb ederek, onlara azâb vermektedirler. Bu erkeklerin çoğu, içlerinden gelen hakikî arzularla değil, fakat sırf erkeklik kudretlerini isbat etme gayesiyle, böyle sık sık talebde bulunmaktadırlar.

Cinsî temas tekniklerini inkişaf ettirmeye çalışan ve saâdetini ancak bu yoldan koruyabileceklerine inanan ba'zı çiftlerin, tatmîn edici ve saâdet verici cinsî temasların, herşeyden önce eşlerin ruhî münasebetlerine dayandığını bilmemeleri de tuhaftır.

Meselâ kadın, hiç durmadan kocasına dır-dır eder, sonra da onun neden gittikçe iktidarsız kaldığına şaşar. Erkek, akşamları eve geldiği zaman geceyi gazete okumakla geçirir, karısının suallerine mırıldanarak cevap verir, sonra da onun yatakta kendisine karşı soğuk davranmasını acayib karşılar.

Hiç şübhe yok ki, cinsiyet mes'eleleri hakkındaki batıdaki eski müteassıb görüş zararlı ve hatalı idi. Fakat birçok ıslahatlarda olduğu gibi, bu sahada da bir uçdan öbür uca sıçranmıştır. Bunun neticesi olarak, evlilikteki saâdeti sâdece cinsiyette aramak yoluna gidilmiş, bu yüzden de evliliğin asıl temeli ve kaynağı olan aşk ve sevgi unutulmuştur. Öbür taraftan, evlilikteki "ideal" cinsî hayatla, yaşanan gerçek cinsî hayatın mukayesesi de, birçok çiftleri memnuniyetsizlik ve tatminsizliğe sevketmektedir.

Cinsiyet mes'elesi etrafında koparılan bu gürültü, evlilik mâcerasına yeni atılan birçok gençlere de yanlış bir fikir aşılamıştır. Bütün dikkatlerini, kendilerine birbirine yaklaştıran ve evliliklerini bütün fırtınalara karşı koruyacak olan sevgiye, aşklarının kuvvetlendirilmesine hasredecek yerde, zamanlarının ve enerjilerinin çoğunu, cinsîyet mütehassısları olmak için sarfetmektedirler. Kadın şuna inanıyor: "Eğer cinsî temaslarda ona iyi bir eş olursam, kocam başka kadınlara bakmayacak." Erkek ise şöyle düşünmektedir: "Eğer karımı her zaman tatmîn edersem, ben yanında olmadığım zaman kendisine güvenebilirim." Bu düşüncelere ne tamamen doğru ne de tamamen yanlış denilemez.

Yapılan araştırmalar, sadâkatsizliğin başlıca sebebinin her halükârda cinsî değil, ruhî tatminsizliğin de büyük ehemmiyeti olduğu ortaya çıkmıştır. Öyleyse, ızdırabın kökü buradadır. İnanç zayıflığı varsa erkek sevilmediğini veya takdir edilmediğini hissettiği anda, başka bir kadın arama arzusuna kapılır. Kadın için de aynı şey doğrudur. Cinsî âmil, hemen dâima ikinci derecede rol oynamaktadır.

Yalnızca cinsiyet yoluyla evlilikte devamlı ve derin bir tatmîn bulma gayreti, boşuna gidecektir. Cinsiyet haftada bir veya iki, nihâyet üç günümüzün yarım, nihâyet bir saatini işgal edebilir. Fakat her hafta uyanık geçirdiğimiz yüz oniki saatin yüz onunu, daha sağlam bir evlilik cevheriyle doldurmak mecburiyetindesiniz: İş, proje, dostluk vs. gibi. İşte bu sahadadır ki, izdivâclar saâdet içinde gelişir veya sefâlet içinde dağılır.

Eğer günlük hayatınızda siz kocanıza sevgi gösterir, kocanız da size sevgi ile mukabele ederse, cinsî temaslarınız da bu sevgiyi aksettirecek ve zenginleşecektir. Şimdiye kadar keşfedilmiş olan en iyi temas tekniği, evlendiğiniz insana karşı sıcak, derin bir sevgi ve bağlılık göstermektir.

Zinanın başlıca sebebi, ruhî tatminsizliğin büyük önemi olduğu ortaya çıkmıştır. Öyleyse, ızdırabın kökü buradadır. İnanç zayıflığı varsa erkek sevilmediğini veya takdir edilmediğini hissettiği anda, başka bir kadın arama arzusuna kapılır. Kadın için de aynı şey doğrudur. Cinsî âmil, hemen dâima ikinci derecede rol oynar.

Eğer günlük hayatında karı koca birbirine sevgi ile mukabele ederse, cinsî ilişkiler de bu sevgiyi aksettirecek ve zenginleşecektir. Şimdiye kadar keşfedilmiş olan en iyi ilişki tekniği, evlendiği insana karşı sıcak, derin bir sevgi ve bağlılık göstermektir.

İlişki adabı: Her şehvetin neticesi, kalbi kararttığı ve bunalttığı hâlde, meşrû olarak yapılan cimâ [ilişki], kalbde ferahlık, ruh ve bedende sükûnet ve rahatlık temin eder. Cimâdan asıl maksad, nesil üretme gayesidir ve bundaki zevk de, böyle bir maksada binâen lütf-i İlâhî olarak verilmiştir. Âdâbına riâyet ederek cimâda bulunan eşler, bununla ibâdet sevâbı da kazanır. Nikâhlı olarak yapılan ilişkiye "cimâ" denir; nikâhsız olana "zinâ" denir.

Kadının meşru mazeretsiz olarak ilişkiyi kabul etmemesi büyük günahtır. Peygamberimiz, devenin üzerinde bile istese kadının hayır dememesini bildirdi. Dinimize göre kadının birinci vazifesi, daha doğrusu esas görevi budur. Kadın bu görevi gereği gibi yapmaz, erkek zinaya düşerse bu günaha kadın da ortak olur. Bunun için kadın bu görevi eksiksiz yapabilmek için elinden gelen gayreti göstermesi lazımdır. Bu maksatla kadının süslenmesi, kendini cezip hale getirmesi sevaptır. İtici değil çekici olması gerekir. Kılık kıyafetine, temizliğine dikkat etmesi, bunlara dikkat eden yabancı kadınlara kocasının imrenmesine mani olmalıdır.

İhtiyaç olduğunda, kadın hayz halinde iken de diz ile göbek arası dışındaki yerlerinden istifâde ederek boşalmak câizdir. Bir kavle göre de, vajinaya değdirmeden buralardan da istifade edebilir. Bütün bunlardan maksat, haram işlemeden şehvetin giderilmesidir. Zinaya veya göz zinasına sebep olacak kapıları kapatmaktır.

Devamı -> 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 21 - 22 - 23 - 24 - 25 - 26 - 27 - 28 - 29 - 30